
Merhaba! Tevhid (Allah'ın birliği ve her şeyin O'na ait olması) konusunu, birbirinden güzel ve akılda kalıcı örneklerle, senin için anlattım.
Tevhid kelimesi en basit ve kısa haliyle "birlemek" demektir. Dini bir terim olarak ise; Allah'ın tek, eşsiz ve benzersiz olduğuna, her şeyin sahibi ve yaratıcısı olduğuna inanmak demektir.
Ortaokul seviyesinde bunu daha iyi anlamak için günlük hayattan şu örneklere bakabiliriz:
Okul ve Müdür Örneği
Hayal et ki gittiğin okulun bir müdürü var. Okulun düzenini sağlayan, ders programlarını yapan, zillerin çalmasını ayarlayan tek bir sorumlu var.
Şimdi şöyle bir şey olabilir mi? Okulun bir koridorunda bir öğretmen, diğer koridorunda başka bir öğretmen, bahçesinde başka biri tamamen kafasına göre kurallar koysaydı okulda büyük bir karışıklık olurdu değil mi? Herkes ayrı bir telden çalar, okulda huzur kalmazdı. Okulun düzenli olabilmesi için tek bir müdürün yönetmesi şarttır.
Oyuncak ve Yapımcı Örneği
Elinde çok güzel, kumandalı, ışıklı ve hareket eden harika bir araba olduğunu düşün. Bu arabaya bakıp şöyle diyebilir misin: "Bu araba kendi kendine, tesadüfen parçaların birleşmesiyle oldu. Hiçbir ustası yok." Elbette diyemezsin. O arabanın var olması için akıllı bir tasarımcıya, bir ustaya ve fabrikaya ihtiyacı vardır.
Kısaca Özetlersek:
Tevhid; "Allah birdir, eşi ve ortağı yoktur; her şey O'nun emriyle ve kudretiyle var olur" kuralına kalpten inanmaktır.
Bir gün posta kutusundan sana çok güzel, el yazısıyla yazılmış, sanatlı bir mektup geldiğini hayal et. Bu mektubu okuduğunda içinde harika bilgiler, senin seveceğin şeyler olduğunu görürsün. Mektubu getiren kişiye hemen sorarsın: "Bu mektup kimden geldi?"
Eğer sana "Hiç kimse göndermedi, mektup kendi kendine kâğıda döküldü, harfler kendi kendine sıraya girdi" derlerse buna inanır mısın? Elbette inanmazsın! Hatta "Saçmalama, bu kadar düzenli bir yazının ve anlamın bir yazarı olmalı" dersin.
Düşün ki çok büyük, devasa bir fabrikaya gittin. Bu fabrikada tek bir düğmeye basılıyor ve milyonlarca çeşit ürün (ayakkabılar, çantalar, elbiseler, oyuncaklar) tam vakitli bir şekilde üretiliyor.
Şimdi sana deseler ki: "Bu dev fabrikadaki makineler kendi kendine çalışıyor, kimsenin yönetmesine gerek yok. Üstelik burada yapılan her şey tesadüfen (kendi kendine) ortaya çıkıyor." Aklın bunu kabul eder mi? Fabrikanın çalışması için mühendisler, ustalar, elektrik sistemleri ve akıllı bir plan gerekir değil mi?
Birçok farklı şehirden sana mektuplar geldiğini düşün. Mektupların tarzı, kâğıtları, üzerindeki yazılar farklı olabilir; ama hepsinin altında aynı padişahın tuğrası (mührü) vardır. O mührü gördüğün an anlarsın ki, bu mektupların hepsi aynı kişiden çıkmıştır.
Özetle Tevhid Nedir?
Tevhid, kâinattaki hiçbir şeyin başıboş ve tesadüfi olmadığını; her şeyin tek bir Allah tarafından planlandığını, yaratıldığını ve idare edildiğini kalben bilmek ve inanmaktır. Nasıl ki bir dikiş iğnesinin bile ustasız olması imkânsızsa, milyarlarca yıldızın ve canlı sistemin de tesadüfen olamayacağını bize akıl ve mantık söyler.
. Birtek Padişahın Mührü: Çarşıdaki Bütün Dükkânlar Aynı Sahibin
Geniş ve kalabalık bir çarşı hayal et. Bu çarşıda yüzlerce farklı dükkân var: Biri ekmek satıyor, biri ayakkabı, biri kıyafet, diğeri ise teknolojik aletler... Her dükkânda satılan eşyalar birbirinden tamamen farklı.
Şimdi sana deseler ki: "Bu dükkânların her birini başka biri kurdu. Hiçbirinin birbiriyle bağı yok, tamamen ayrı telden çalıyorlar." Ama biraz dikkatli baktığında, bütün dükkânların üzerinde aynı mührün olduğunu, hepsinin aynı merkezden idare edildiğini, hatta bütün dükkânlara gelen malların aynı büyük depodan dağıtıldığını görüyorsun. O zaman ne dersin? "Demek ki bu çarşının tamamı tek bir sahibe ait!" dersin değil mi?
Düşün ki odanda oturuyorsun ve cebindeki telefonla dünyanın öbür ucundaki bir arkadaşınla rahatça konuşuyorsun. Aynı anda binlerce insan telefonla konuşuyor, milyonlarca mesaj bir yerden başka bir yere gidiyor, televizyonlarda binlerce kanal aynı anda yayın yapıyor.
Biri sana çıkıp deseler ki: "Bu sesleri, görüntüleri ve mesajları karıştıran hiçbir santral veya bilgisayar sistemi yok. Bunlar tamamen tesadüfen havada uçuşuyor ve doğru kişileri buluyor." Buna güler geçersin, değil mi? Çünkü arkasında çok büyük bir teknoloji, akıllı bir mühendislik ve kusursuz bir sistem olduğunu bilirsin.
Eline minicik bir sinek aldığını hayal et. Kanatlarına mikroskopla baksan kusursuz motorlar, gözlerine baksan harika lensler görürsün. Sinek uçabiliyor, yönünü bulabiliyor, beslenebiliyor. Şimdi gökyüzüne bak: Devasa Güneş var; Dünya'yı ısıtıyor, gezegenleri etrafında döndürüyor.
Bir insan sormaz mı: "Bu kadar küçük bir sineği kusursuzca kim yarattı?" ve "Bu kocaman güneşi kim döndürüyor?" Risale-i Nur der ki: "Bir şeyi yaratmak, her şeyi yaratmak gibidir; her şeyi yaratmak da bir şeyi yaratmak kadar kolaydır."
Çok değerli, üzerinde pırıl pırıl elmaslar ve muazzam işlemeler olan harika bir yüzük bulduğunu hayal et. Bu yüzüğü parmağına takıp hayranlıkla incelerken arkadaşına şöyle dersin: "Ne kadar harika bir sanat! Bu taşlar buraya kendi kendine dizilmiş olamaz, bu işlemeleri yapan çok usta bir kuyumcu var." Arkadaşın sana deseler ki: "Yoo, kuyumcu falan yok. Bu elmaslar tesadüfen yan yana geldi, maden kendi kendine eridi ve bu şekli aldı." Elbette buna inanmazsın, çünkü o eserdeki sanat, usta bir elin izini açıkça gösterir.
Sana kilitli, çok büyük ve içinde hayal edemeyeceğin kadar değerli altınlar, mücevherler ve harika yiyecekler olan devasa bir hazine sandığı verdiklerini hayal et. Bu sandığın üzerinde binlerce kilit var ama elinde öyle sihirli bir anahtar var ki, tek bir hamleyle bütün kilitleri aynı anda açıyor ve bütün hazineler önüne seriliyor.
Büyük bir salonda devasa bir sinema perdesi veya sürekli değişen harika bir fotoğraf sergisi hayal et. Perdede saniyeler içinde binlerce farklı manzara, birbirinden güzel olaylar akıp geçiyor. Filmin bittiğini ve yeni bir filmin başladığını görüyorsun. Filmi çeviren makine arka tarafta gizlidir; sen perdedeki görüntülere bakarak arkadaki o gizli ve akıllı makinâtı ve onu idare eden projeksiyon memurunu hayal edersin.